Persephone'un Kukusu
About ▾ Ask me anything ▾Search ▾Archive Theme ▾

The Moldau
by Smetana

Bedřich Smetana - The Moldau (c. 1874 - 1879)

Fütürist Manifesto

Marinetti tarafından kaleme alınmıştır:

"Biz, şiirlerimizde tehlike tutkusunu, enerji ve ataklık alışkanlığını dile getirmek istiyoruz.

Korkusuzluk, gözü peklik, başkaldırı, şiirimizin başlıca öğeleri olacaktır. Edebiyat şimdiye dek dalgın hareketsizliği, kendinden geçişi ve uykuyu övdü. Biz, saldırgan devingenliği, hummalı uykusuzluğu, koşuyu, ölüm perdesini, şamarı ve yumruğu yücelteceğiz.

Dünyanın görkemliliği yeni bir güzellikle zenginleşti; hızın güzelliği. Ateş soluyan yılanlara benzer borularla donatılmış bir yarış otomobili, kükreyen bir yarış otomobili, Samothrake Nike’si heykelinden daha güzeldir.

Savaştan başka şeyde güzellik yoktur. Saldırgan nitelikte olmayan hiçbir eser başeser olamaz. Biz, dünyanın tek sağlığı olan savaşı, militarizmi, yurtseverliği, uğrunda ölünen güzel ülküleri ve kadının aşağılanmasını yüceltiyoruz.

Biz, müzeleri, kitaplıkları, her türlü akademiyi yıkmak istiyoruz.

Biz, çalışmanın, zevkin ya da ayaklanmanın harekete geçirdiği büyük toplulukların şiirini söyleyeceğiz. Modern kentlerdeki devrimleri yaşayan çok renkli ve çok sesli yığınları söyleyeceğiz; şiddetli elektriğin ayışığı altında yangın gibi parlayan şantiyelerin ve tersanelerin titreyen gece coşkusunu; dev koşucular gibi bir yandan bir yana nehirleri aşan, güneşte bıçak gibi parıldayan köprüleri; ufukları koklayan serüvenci gemileri; üzengisi borulardan yapılmış kocaman çelik atlar gibi raylar üstünde eşelenen geniş göğüslü lokomotifleri; pervanesi rüzgârda bir bayrak gibi çırpınan uçakların akıp giden uçuşlarını söyleyeceğiz.

Bu kırıp geçiren, bu yıkıcı şiddetteki bildirgemizi İtalya’dan bütün dünyaya ilan ediyoruz ve “gelecekçilik”i (fütürizm’i) kuruyoruz; çünkü ülkemizi, profesörlerin, arkeologların, çenesi düşük edebiyatçıların ve antikacıların kangreninden kurtarmak istiyoruz.”

image

Filippo Tommaso Marinetti

Fütürist Manifesto’ya imzasını koyan bir diğer edebiyatçı da Vladimir Mayakovski'dir. Sosyalizmin ateşli savunucularından biri olan Rus şair, oyun yazarı, aktör Mayakovski'nin (1893-1930) politik şiirlerini okuyan Lenin şöyle der.

“…Mayakovski’nin şiirlerinden pek bir şey anlamıyorum ancak onun meydanlarda savaşacak bir uzman olduğunu hissediyorum. Onun yazdıkları siyasi açıdan belki tartışılabilir. Şiirlerinde çok fazla politik bir şey yok, insanları bir şeye davet eder bir hava yok. Şiiri komünistleri birleştirmeye yetmez. Ama politik bakış açısının doğru olduğuna inancım sonsuz.”

36 yaşında intihar eder Mayakovski ve ardında anlaşılmayı bekleyen birçok şiir bırakır. Onlardan biridir “Pantolonlu Bulut”..

PANTOLONLU BULUT

Pelteleşmiş beyninizde

kirden parlayan bir kanepede yan gelip yatan semiz bir uşak gibi

hayal kuran düşüncenizi,

kanlı bir yürek parçasıyla tedirgin edeceğim,

dalga geçeceğim, geberesiye küstah ve zehir dilli.

Tek bir ak saç yok ruhumda,

yaşlılığın çıtkırıldımlığı yok onda!

Dünyayı bozguna uğratarak sesimin gücüyle

yürüyorum - yakışıklı,

yirmi iki yaşında.

Çıtkırıldımlar!

Kemana yatırırsınız aşkı siz.

Kabalar, onu trampete yükler.

Fakat, tersyüz edebilir misiniz, kendinizi benim gibi,

Öyle ki, dudaklar kalsın ortada, salt dudaklar!

Çık da gel konuk odasından

gel de bir adam tanı,

kibirli, patiskadan ve melek soylu memur karısı.

Sen ki dudaklar çevirirsin aynı kayıtsızlıkla,

bir aşçı kadın nasıl çevirirse yemek kitabının sayfalarını…

İster misiniz

ten kudurtsun beni,

- ve gök gibi, renk değiştirerek ansızın -

ister misiniz

öylesine yumuşayım, sevecen olayım ki öylesine

hani, erkek değil de, pantolonlu bir bulut desinler bu!

İnanmıyorum çiçekli Nice diye bir yerin var olduğuna!

Benimle göklere çıkarılacaktır yeniden

hastane gibi bayatlamış erkekler,

ve atasözleri gibi yıpranmış kadınlar da…

                                       Vladimir Mayakovski

 

Albert Robida tarafından 1882’de yapılan litografik çalışmalar.. 2000 senesinde insanların bu şekilde operaya iştirak edeceklerini tahmin etmiş abimiz ve retro fütürizmin dibine vurmuş.

Tomb of great leader Attila The Hun

image

Construction workers building the foundations of a new bridge over the Danube River in Budapest, Hungary, have uncovered an ancient burial chamber which researchers have suggested could belong to the infamous Attila the Hun, one of the most feared enemies of the Western and Eastern Roman Empires in the 5th century AD.

The burial chamber, which historian Albrecht Rümschtein from the Lorand Eötvös University in Budapest described as “absolutely incredible”, contains human remains, many horse skeletons, a large sword made of meteoric iron, pottery, jewellery, and other weapons and grave goods traditionally associated with the Huns.  These objects include a large sword made of meteoric iron, which could certainly be Attila’s legendary “Holy War Sword of the Scythians”, allegedly given to him by the god Mars himself. According to Mr Rümschtein, all signs point to the tomb being the resting place of a great Hunnic leader.

“This definitely seems to be the resting place of the almighty Attila,” said Mr Rümschtein “but further analysis needs to be done to confirm it.”

The Huns were a group of Eurasian nomads, appearing from east of the Volga, who migrated into Europe around 370 AD and built up an enormous empire there. They were highly skilled at mounted archery, as depicted in the featured image. It is suggested that they were the descendants of the Xiongnu, who had been northern neighbours of China three hundred years before. Attila was ruler of the Huns (434 – 453 AD) and leader of the Hunnic Empire, which stretched from the Ural River to the Rhine River and from the Danube River to the Baltic Sea.

Attila led many military raids on both the Eastern and Western Roman Empires provoking what has become known as the Barbarian Invasions, a large movement of Germanic populations that greatly accelerated the fall of Rome. He is considered by most Hungarians as the founder of the country.

According to ancient records, Attila died in his palace across the Danube after a feast celebrating his marriage to a beautiful young gothic princess named Ildico. Legend says that his men diverted a section of the Danube River, buried the coffin under the riverbed, and were then killed to keep the exact location a secret.

Further investigation of the burial chamber and human remains are currently underway. The discovery of this funerary site could bring many clarifications concerning the origins and identity of the Hunnic people and of Attila himself, which have both been sources of debate for centuries.

"Oh ! Ce dégoût de la vie parfois qui n’est pas à notre mesure, ce mal d’être homme, comme je l’ai souvent ressenti, l’autre jour encore, ce matin même."

-

Simone de Beauvoir, Cahiers de jeunesse

(via feuille-d-automne)

La Capricieuse
by Elgar
from James Ehnes - Homage

Elgar, La Capricieuse

James Ehnes, violin

Eduard Laurel, piano

 

The Massacre of the Innocents. 1860-61. Angelo Visconti. Italian 1829-1861. oil/canvas.
 

The Massacre of the Innocents. 1860-61. Angelo Visconti. Italian 1829-1861. oil/canvas.

 

SARABANDE
by HANDEL

Handel - Sarabande

Paul Verlaine.. Her zaman yaptığı gibi Paris’te bir kafede oturmuş, absinthini sipariş etmiş, ilham gelmesini bekliyor olmalı. Düşüncelere dalmış.. Belli ki yine küçük “dost”u Rimbaud’nun pervasızca söylediği bir söze takılıp kalmış. Onun o rahat ve umursamaz tavırlarına alışamadı gitti. Bir de kilometrelerce uzaktan ölüm haberini alınca tabii..
Eskiden onunla otururlardı burada. İkisi de birer absinth söyleyip, Rimbaud’nun çağ dışı fikirlerini konuşurlardı. Her defasında Verlaine’i kendine hayran bırakırdı Rimbaud. Zavallı adam.. Şimdi bir türlü kabullenemediği kabiliyet yoksunluğuna mı yansın, yoksa bunu ona hatırlatacak kimsenin kalmayışına mı?
Fotoğraf: Paul Marsan Dornac, 1892

Paul Verlaine.. Her zaman yaptığı gibi Paris’te bir kafede oturmuş, absinthini sipariş etmiş, ilham gelmesini bekliyor olmalı. Düşüncelere dalmış.. Belli ki yine küçük “dost”u Rimbaud’nun pervasızca söylediği bir söze takılıp kalmış. Onun o rahat ve umursamaz tavırlarına alışamadı gitti. Bir de kilometrelerce uzaktan ölüm haberini alınca tabii..

Eskiden onunla otururlardı burada. İkisi de birer absinth söyleyip, Rimbaud’nun çağ dışı fikirlerini konuşurlardı. Her defasında Verlaine’i kendine hayran bırakırdı Rimbaud. Zavallı adam.. Şimdi bir türlü kabullenemediği kabiliyet yoksunluğuna mı yansın, yoksa bunu ona hatırlatacak kimsenin kalmayışına mı?

Fotoğraf: Paul Marsan Dornac, 1892

The Lavery Electric Automatic Phrenometer whirrs into action, August 1907.  It supposedly measured the activity of the brain, but in actuality it studied the bumps on one’s head with hopes to gain insight about their personality.  This is the portable version. 

The Lavery Electric Automatic Phrenometer whirrs into action, August 1907.  It supposedly measured the activity of the brain, but in actuality it studied the bumps on one’s head with hopes to gain insight about their personality.  This is the portable version. 

(via ghost-lilies)

Bückeburg, Germany 1930.

Bückeburg, Germany 1930.

(via ghost-lilies)

Time
by Mercyful Fate
from Time

(1994) Mercyful Fate - Time [Time]

Minutes and seconds are passing us by
Minutes and seconds are passing us by
Time… Time
Minutes and seconds are passing us by
Time… Time
Time… Time… Time is always passing by
Doesn’t matter where you are
Time is passing us by
What a beautiful moment
If you’re willing to trade
Then I’ll give you a moment of mine
Give you a moment of mine


Minutes and seconds are passing us by
Minutes and seconds are passing us by
Minutes and seconds are passing us by
(Time will never stand still)
Minutes and seconds are passing us by
Minutes and seconds are passing us by
(Time will never stand still)
Time… Time… Time is always passing by
Doesn’t matter where you are
Time is passing us by
What a beautiful moment
If we took it away
We could use it on some other day
Use it on some other day


Time is here, Time is now

Time will kill… Time will heal
Time will come and go away
But time will never stay… Time will kill

Time will heal… Time will kill
Minutes and seconds are passing us by…

BELÇİKA’NIN MEDENİYET GÖTÜRDÜĞÜ KONGO

"Dünyanın henüz nüfuz edilemeyen tek yöresini medeniyete kavuşturmak, oradaki halkların üstünde asılı duran karanlığı delmek, kanımca içinde bulunduğumuz bu ilerleme çağına yaraşır bir haçlı seferidir."

Bu sözleri Belçika Kralı II. Leopold (1835-1909) günümüz Belçika’sının yaklaşık 78 katı büyüklüğündeki Orta Afrika’nın büyük ülkesi Kongo için söylemişti.

Dosya:Leopold ii garter knight.jpg

Belçika Kralının bu sözleri gerçekten büyük bir idealizmin ifadesi miydi?Değilse bu sözler ne anlam taşıyordu? Gerçek şu ki, bütün batılı sömürgeciler gibi o da ‘’medeniyet götürme’’ söyleminin arkasına  asıl niyetini gizlemişti. Belçika Kralı II.Leopold’un medeniyet getirdiği (!) Kongo’da yaklaşık yirmi üç yıllık bir dönemde nüfusun üçte ikisi yok olmuştu.

Belçika, Avrupa’nın genç ve küçük devletlerinden birisiydi. Kral II.Leopold Belçika’nın da sömürgecilikten pay alması için büyük çaba sarf ediyordu. Hedef Kongo idi. ABD’li gazeteci Henry Morton Stanley bölgeye Belçika adına kaşif olarak gönderilmiş ve ilk koloniler oluşturulmuştu. Almanya’nın öncülüğünde Afrika için 1884-85 yıllarında Berlin Konferansı toplandı.

Portekiz’in önerisi üzerine düzenlenen konferansa İngiltere, Fransa, Avusturya, Almanya, İtalya, Rusya, Portekiz, İspanya, ABD, İsveç, Norveç, Danimarka, Belçika ve Osmanlı İmparatorluğu katılmıştır. Konferans başkanlığını Almanya şansölyesi (başbakan) Otto von Bismarck yapmıştır.

image

1870’li yıllara gelindiğinde Afrika’daki sömürgeciliğin yayılması, kaşiflerin gezilerine dayanıyordu ve bir anlamda “sözlü işgal” ilkesi geçerliydi. Kaşiflerin keşfettikleri geniş araziler, halkların adına çalıştıkları ve finanse edildikleri hükümete ait sayılıyordu. Sömürge yönetimlerini kurmakta olan ülkeler, bu şekilde askeri-siyasi olmayan tarzda sömürge alanlarını genişletmekteydiler. Bu durumu, kendi sömürge bölgeleri açısından tehdit olarak algılayan Portekiz, sömürge yayılmacılığının kurallara bağlanmasını istemiştir. Konferans sonunda oluşan sonuç belgesi, “fiili işgal” ilkesini benimsemiştir. Bunun anlamı, herhangi bir bölge üzerinde hak iddia edebilmenin, o bölgede askeri bir hakimiyet kurmaya dayandırılmasıdır.

Bu konferansta imzalanan Kongo Anlaşması ile Kongo’da, Özgür Kongo Devleti  adıyla bağımsız bir devlet kuruldu. Fakat bu nasıl bağımsızlık ise bu devletin mülkiyeti Belçika Kralı II. Léopold’a verildi.

Özgür Kongo Devleti kısa sürede en vahşi yöntemlerin uygulandığı bir sömürge ülkesine dönüştürüldü. Medeniyet söylemi ile bölgeye gelen Belçikalılar Kongo halkını medeniyetin kölesi haline getirdiler.

İlk keşfedilen kaynak fildişi idi. Fildişi ticaretinden komisyon alan şirketler fildişi toplaması için zorunlu tuttukları köylüleri kotayı dolduramadıklarında suaygırı derisinden yapılmış “chicotte” adlı kamçılar ile cezalandırıyorlardı. Bu cezalar çoğunlukla ölümle sonuçlanıyordu.

Séance de "chicotte"

Kauçuğun 1890’lardan itibaren araçlarda kullanılmaya başlaması ise ikinci bir kazanç kapısı açmıştı. Kongo ormanları kauçuk için yağmalanmaya başlandı. L’ABIR (Anglo-Belgian India Rubber Company) adında, tüm hakları II. Léopold’a ait olan bir kauçuk şirketi açıldı. Kongo halkı fildişinden sonra kauçuk kotası ile karşı karşıya kalmıştı. Suaygırı kamçıları yine devredeydi. Fakat bu da yeterli görülmeyerek kotayı dolduramayanların başta el ve ayak kesme (küçük çocuklarda dahil) olmak üzere bir çok akıl almaz işkence yöntemleri kullanıldı.

Mutilation des mains sur des enfants

Mutilation des mains et d'un pied d'une fillette de 5 ans

Kongo’nun nüfusu yirmi üç yıllık II.Leopold yönetimi sırasında üçte bire indi. Tahminlere göre 20-30 milyon olan nüfus hiç artmadığı gibi 8-9 milyona inmişti. Kral II.Leopold’un insanlık dışı uygulamaları uluslar arası alanda duyulmaya başlayınca büyük tepki çekti. Bütün bu tepkiler üzerine kral özel mülkü olan Özgür Kongo Devleti’nin yönetimini Belçika Devleti’ne devretmek zorunda kaldı.

Belçika yönetimi döneminde her ne kadar insanlık dışı uygulamalar kalksa da zengin maden (bakır, kobalt, elmas) yataklarının da keşfi ile sömürgecilik tüm hızıyla devam etti.

Günümüzde sözde bağımsız olan Kongo, siyasi ve sosyal komplolar içerisinde bir türlü yakasını başta Belçika olmak üzere yine batının acımasız sömürgecilerinden  kurtaramamaktadır.